Sanat mı, zarar mı?

Ülkemizdeki sanat eğitiminin ne kadar sorunlu olduğunu bilenler bilir. Özellikle ilk okullardaki yanlış uygulamalar ve ardından orta okul ve lisede müfredatlarda ders saati olarak azaltılan ve her nedense boşa geçen bir dersmiş gibi gösterilerek etki yitimine uğrayan sanat dersleri, şüphesiz çıplak gözlerin göremediği zararlara yol açmaktadır. Bu zararların boyutu toplumsaldır ve ülkenin geleceğini tehdit eden düzeydedir.  Öncelikle bir çocuğun gelişim sürecini düşündüğümüzde, zararın  kişilik gelişiminde başladığı ve bu noktada önemli yer tuttuğunu belirtmek gerekir.  Sanatın (sanat eğitiminin) yokluğu ayrıca duyarlı, kendini ve çevresini bilen,  sorunları çözebilen, yaratıcı,  düşünebilen, üretebilen, kültürel birikimli  ve entelektüel ihtiyaçlar içine girmesi gereken kitlenin yetişememesine ve aslında bir ülkenin her açıdan itici gücü, beyni, kalbi olacak olan kitlesinin ortadan kalkmasına kadar varan önemli sonuçlar doğurmaktadır.
Sanatın sadece okullardaki yetersiz eğitimle ve etkinliklerle sınırlı kalması,  yaşamın farklı alanlarına ve zamanlarına da sıçrayamaması diğer bir sorunu oluşturuyor. Her köyde bulunan futbol sahası ve spor kulüpleri gibi, sanat ve kültür kulüpleri veya merkezlerinin olduğunu hayal edersek, toplumun yapısının nasıl da değişebileceğini, farklılaşacağını görebiliriz. Bu noktada ülkedeki belediyelerin böylesi konularda temelsiz ve popülist yaklaşımlarla yaptıkları etkinliklerin  katkıdan çok zarar verdiğinin  de altını çizmek gerekir. Diğer yandan son dönemlerde duyarlı ailelerin çocuklarını sanat kurslarına ve benzer aktivitelere yönlendirmeleri sevindiricidir. Fakat aileler çocuklarının gelişimi için seçtikleri böylesi kurslarda nerelere dikkat ediyorlar veya etmelidirler? Bu kursların ve etkinliklerin de bilinçli olarak seçilmesi gerekiyor elbette.
Yapılan araştırmalarda çocukların daha çok gerçeklik evresi olarak adlandırılan 10-12 yaşlarında sanattan ve resim yapmaktan uzaklaştığını ortaya koymuştur. Bu uzaklaşmanın nedeni benzetme kaygısının öne çıkması ve çocukların hayallerindeki /gördükleri nesneleri fotoğraf gerçekliğinde çizmeye çalışmalarıdır. Böylesi bir çaba resimlerde katılılık getirdiği gibi içerik olarak da özgün olmaktan uzaklaşmasını sağlıyor. Bu çağda çocukların ‘iyi resim’ denilen şeyin! görünen bir gerçekliğin kopyası olması gerektiği konusundaki önyargıdan uzaklaştırılması önemlidir. Diğer yandan temel çizim tekniklerini öğrenen her çocuğun istediğini de çizebileceğini unutmamak gerekiyor. 11-12 yaş öncesinde ise çok daha özgür bir ortamın yaratılması şarttır. Çünkü öncesinde, çocukların algı ve kendi dünyaları çok daha özgür ve sıra dışıdır. Kural tanımayan kocaman bir dünyaya sahiptirler. Hangi yaşta olursa olsun çocukların yaptıkları eserler karşısında olmamış, benzememiş, güzel değil  gibi olumsuz eleştirilerin verilmesi, onları sanattan ve yaratımdan uzaklaştıran en önemli sorunlardan birini oluşturur. Unutmamak gerekir ki  yapılan eserin  iyi veya güzel olması görecedir. Büyüklerin gözü ve beğenisi ile çocukların eserlerinin değerlendirilmesi ve bazı kalıplar içine konulması sıklıkla yapılan hatalardandır. Bununla birlikte büyük gözünün değer yargısına göre biçimlenen kıstasların aynı zamanda sınıf içerisinde çocuklar arasında yaratığı ayrımcılığa da dikkat etmek gerekir. Son  günlerde e-maillere düşen ticari bir kuruluşun sanat eğitimi programında görücüye çıkardığı  ders içeriğinin 3. maddesi, bu ayrımcılığa iyi bir örnektir.
Kursun 3. maddesi söyle der: “ İkinci kurstan itibaren 1’er veya 2’şer çocuğun ders başında “yıldız” olarak öne çıkması, onun ürettiği ürünlere dikkat gösterilmesi ve o gün özel bir yerde oturup atelyeden sorumlu olması; ".  Böylesi bir anlayış sınıf içerisindeki 1-2 çocuğu ayrımcı bir yere koyarak yetenekli ve yaratıcı kılarken, diğerlerinin de beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu ilan etmekten başka bir işe yaramaz. Bu anlayış diğer çocuklarda  eziklik, kendine güvensizlik ve örnek gösterilen çocuk/eser gibi olma/yapma durumuna itmektedir. Ki bu da çocuğun özgünlüğünü tehdit eden ve iç dünyasını dışarı çıkarmasını engelleyen bir sonuç doğurmaktadır.
“Her çocuk sanatçıdır” görüşü  ayrımcılığın ortadan kalkması ve çocukların kendi dünyalarını hiçbir kaygı gütmeden veya hiçbir kalıp içine sıkıştırılmadan özgürce ortaya çıkarmalarını öngören bir sanat eğitimi anlayışıdır. Burada önemli olan şey yıldız bir çocuk yaratmak değil, her çocuğun aynı değerde olduğunu kabul ederek iç dünyalarını, algılarını ve hayal güçlerini geliştirmek için özgür ortamları yaratmaktır. Çocuklar özgür ortamda bir birlerinden ve kendiliğinden öğrenirler. Bu noktada öğretmen profilinin de öğreten değil arkadaş olarak oynayan/gösteren/diyaloglar geliştiren bir profile dönüşmesi gerekecektir.
Aileler çocuklarını yaratıcı ve geliştirici kurslara yollarken içeriklerine ve verilen kursun temel felsefesine iyi dikkat etmelidirler. Özellikle yukarıda anlatılmaya çalışılan olumsuz durumların yaşanmayacağına emin olmalıdırlar. Bu durumların yaşanması çocuğun öz güvenini yitirmesine ve yaratımdan uzaklaşarak kendini yeteneksiz ve işe yaramaz görmesine neden olacağı gibi, hayatının sonuna kadar sanattan ve böylesi aktivitelerden de koparacaktır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile